Hayalet işçi, döngüdeki insan, dijital proletarya, yapay yapay zekâ… Bilgi ve iletişim teknolojilerinin bel kemiğini oluşturan veri işçilerini ifade etmek için kullandığımız süslü ifadelerden sadece birkaçı. Bu insanların genellikle Küresel Güneyde yaşadığını ve kötü koşullar altında çalıştıklarını biliyoruz. Fakat çoğumuzun konu hakkındaki bilgisi bu cümlenin pek ötesine geçmiyor. Etik ve güvenilir yapay zekâ üzerine yürütülen çalışmalarda bu sınıf görmezden geliniyor–yapay zekâ somutlaştırılıyor ve ahlakî boyutu üzerine yapılan tartışmalar çoğunlukla son ürün ile son kullanıcıyı baz alıyor. Bu tartışmaların sonucu olarak karşımıza şeffaflık, hesap verilebilirlik, nesnellik gibi evrensel olduğu ifade edilen bir ilkeler bütünü çıkıyor. Bu ilkeleri değerli bulmakla beraber bize sınırlı bir çerçeve sunduklarını düşünüyorum.
Filozof Joshua Habgood-Coote’a göre bir aletin çıktısına güvenmek, o aletin üretimi, işletimi ve bakımını sağlayan sosyal pratiklere güvenmekten geçer. Her ne kadar kendisi konuya epistemolojik bir perspektiften yaklaşsa da bu argümanı yapay zekâ etiği için ödünç almayı öneriyorum: Gerçekten etik bir yapay zekâdan bahsetmek istiyorsak yapay zekânın üretim, işletim ve bakım koşullarının da etik ve adil olması gerekiyor. Bu durumda dijital proletarya ile aramızdaki mesafeyi azaltmak zorundayız.
2024 yılında hayata geçirilen Data Workers’ Inquiry (DWI) projesi, tam da bu mesafeyi kapatmak amacıyla başlatılmış. Karl Marx’ın 1880 yılında çıkardığı 100 soruluk işçi anketinden esinlenilerek koordine edilen projede veri işçileri, topluluk araştırmacısı sıfatıyla araştırma sorularını kendileri belirliyor ve tüm araştırmayı bizzat yürütüyorlar. Böylece kendi çalışma koşulları ve emek mücadeleleri üzerine üretilen düşünsel ürünlerde epistemik otoritelerini korumuş oluyorlar. Üstüne üstlük, çalışmalarından elde ettikleri bulguları kendi uygun gördükleri, erişilebilir bir formatta (makale, podcast, fanzin, gibi) paylaşarak bu bulguların akademik çevrelerin ötesine geçmesini sağlıyorlar. Yapay zekâya yöneltilen sosyolojik eleştirinin merkezine bizzat o teknolojinin üretimini, işletimini ve bakımını sağlayan işçilerin analizlerini koymak, hem kolektif bir anlayış geliştirmeyi hem de eyleme geçirilebilir içgörüler edinmeyi mümkün kılıyor.
Lübnan’da veri işçisi olarak çalışan Suriyeli mülteciler
DWI’ın topluluk araştırmacılarından Roukaya Al-Hammada, 2014 yılında Lübnan’a göç etmek zorunda kalan Suriyeli bir mülteci. Eğitimi tıbbi laboratuvar teknikleri üzerine olmasına karşın bir veri etiketleme işçisi olarak çalışıyor. Kendi mesleğini icra edememek Lübnan’da yaşayan Suriyeli mülteciler arasında yaygın bir durum, çünkü Lübnan hükümetinin yasal düzenlemelerine göre Suriyeli mülteciler resmî olarak sadece tarım, inşaat ve temizlik sektörlerinde çalışabiliyorlar. Bu sınırlama mültecileri kayıt dışı istihdama zorluyor. Uluslararası Çalışma Örgütünün 2021 yılında yayınladığı rapora göre Lübnan’daki Suriyeli mülteci işgücünün %95’i enformel sektörde çalışıyor. Bu işgücünün bir parçası olan Roukaya ve 10 kişilik ekibi, savaştan etkilenmiş toplulukların dijital işçi olarak çalışabilmesini sağlayan Humans in the Loop (HITL) isimli sosyal girişim aracılığıyla işlerini icra ediyorlar.
Roukaya, kendi ekibiyle yaptığı röportajlar sonucu oluşturduğu raporunda ekibinin yaşadığı sıkıntıları gözler önüne seriyor. Ekip proje bazlı çalıştığı için güvencesiz bir çalışma ortamı mevcut. Projeler düzensiz bir sıklıkta atanıyor, bazen ekip birkaç ay projesiz ve bu yüzden de gelirsiz kalabiliyor. Bir proje geldiğinde hem projeyi zamanında teslim etme baskısı hem de hata yapma lüksünün olmaması stresli bir ortam oluşturuyor. Projedeki hata oranı beklenen seviyenin (%3) üstündeyse veya müşteri teslim edilen işi beğenmezse iş ekibe geri dönüyor ve ekibin aynı işi tekrar yapması bekleniyor. Tekrar yaptırılan işe ayrı bir ücret ödenmiyor.
Veri işçilerine uzaktan çalışma olanağı sağlayan tek şirket HITL değil, aksine benzer yapıda pek çok şirket mevcut. Ancak Lübnan hükümeti Suriyeli mültecilerin banka hesabı açmasını veya Paypal benzeri servisleri kullanmasını kısıtladığı için Suriyeli işçiler bu platformlardan mahrum kalıyor. HITL ile çalışan işçilerin maaşları, Lübnan’da bulunan bir aracı kuruluş tarafından ödeniyor. Bu yöntem sayesinde çalışma izni olmayan işçilere ödeme yapmak mümkün oluyor, ancak Roukaya bu ödemelerin sık sık geciktiğini söylüyor. Projelerin atanma sıklığındaki istikrarsızlığı ve proje başına ödenen miktarın azlığını da göz önüne alınca, işçilerin finansal istikrara kavuşmasının sistematik bir biçimde engellendiğini görüyoruz.
Yapay zekâ modellerinin arkasındaki duygusal emek
Nairobi’de yaşayan topluluk araştırmacısı Michael Geoffrey Asia, işsiz kaldığı bir sürecin ardından 4 yıl boyunca birkaç taşeron şirket aracılığıyla veri etiketleme ve sohbet moderasyonu işlerinde çalışmış. Veri işçiliğinin spesifik bir türü olan sohbet moderasyonluğunda çalışanlar sahte kimliklere bürünüp kendilerine sunulan özel bir platform üzerinden hiç tanımadıkları insanlarla sohbet etmekle yükümlüler. Texting Factory, Cloudworkers, New Media Services gibi şirketler tarafından istihdam edilen sohbet moderatörleri, çalışma ortamlarında yoğun bir duygusal emek harcamak zorunda kalıyorlar.
Michael, işi kapsamında çoğunun Batılı ülkelerde yaşayan yalnız insanlar olduğunu düşündüğü bir sürü kullanıcıyla samimi ve müstehcen bir şekilde sohbet etmek zorunda kalmış. Bu süreçte çeşitli sahte kimliklere büründüğünü, sahte hayat hikayeleri ezberlediğini ve aynı anda farklı kimlikleriyle farklı sohbetleri devam ettirdiğini anlatıyor. Kimi zaman kadın kimliğine, kimi zamansa erkek kimliğine bürünüyormuş; bazen heteroseksüel, bazense kuir bir birey gibi davranması gerekiyormuş. Şirket Michael’dan kullanıcılara kişisel sorular sormasını, onların hayatları hakkında çeşitli detaylar öğrenmesini ve onlara kendilerini duyulmuş ve arzulanmış hissettirmesini talep ediyormuş. Michael, kullanıcıların özel ve hassas anlarını dinliyor, ilgili gözükmeye, empatik davranmaya ve yakınlık kurmaya çalışıyormuş.
Sohbet moderasyonluğu Michael’ın uzun vadeli psikolojik ve fiziksel sıkıntılar geliştirmesine sebep olmuş. Çalıştığı süreçte geceleri suçluluk duygusundan uyuyamadığını belirten Michael, 404 Media’ya verdiği röportajda işi yüzünden uyku bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu geliştirdiğini söylüyor. Yaptığı işi karısı ve çocukları dahil kimseye anlatamadığını, bu süreçte çevresine, kendisine ve kendi bedenine yabancılaştığını belirtiyor.
Michael’ın bahsettiği bir başka sorun ise çalışma koşullarının opaklığı. Başvurduğu iş ilanında görev tanımı olarak “müşterilerin ihtiyacına göre interaktif ve yaratıcı bir iletişim kurmak” tarzı muğlak ve gerçeği kesinlikle yansıtmayan ibareler mevcutmuş. Bu muğlaklık çalışma süresince de devam etmiş: Çalışanlar sahte kimlikler üzerinden öbür uçtaki “müşterilerle” sohbet ediyorlar ama bu müşteriler kim? Yakınlık arayan yalnız insanlar mı? Diğer sohbet moderatörleri mi? Yoksa sohbet temelli bir yapay zekâ modeli mi? Onlar da Michael’ın kullandığı platformu mu kullanıyorlar, yoksa Tinder, Grindr gibi ticari bir sohbet uygulaması üzerinden mi sohbet ediyorlar? Michael bu soruların cevabına sahip olmadığını söylüyor, ancak yürüttüğü sohbetler aracılığıyla aslında bir yapay zekâ modelini eğittiğini düşünüyor.
Konumlanmış bilgiler ile bağlama duyarlı müdahaleler
DWI’ın internet sayfasında Michael ve Roukaya gibi dünyanın farklı bölgelerinden topluluk araştırmacılarının hazırladığı toplam 20 adet araştırma raporu mevcut. Bu raporlara göz atınca anlaşılıyor ki her ne kadar ortak yanları bulunsa da Kenya’daki veri işçisinin yaşadığı problemlerle Lübnan’daki veya Almanya’daki veri işçisinin yaşadığı problemler birebir aynı değil, aksine farklı ve çeşitli. Tam da bu yüzden evrensel ilkeler ve genelgeçer kurallar yetersiz kalıyor; bizim konumlanmış bilgilere ve bağlamsal bir duyarlılıkla geliştirilmiş müdahalelere ihtiyacımız var.
DWI projesi, metodolojisi gereği konumlanmış bilgileri esas alıyor. Aynı zamanda kolektif eylemi teşvik eden yapısıyla bağlama duyarlı müdahalelerin olgunlaşmasına zemin hazırlıyor. Bu potansiyelin en somut meyvelerinden biri, daha adil çalışma koşulları için örgütlenen Kenyalı veri işçilerinin kurduğu Data Labelers Association isimli dernek. Derneğin kurucuları, kuruluş aşamasında DWI koordinatörleri ile düzenli olarak görüşmüşler ve DWI’ın veri işçisi ağından faydalanmışlar.
Sonraki adım ne?
Veri işçilerinin birbirleriyle ve araştırmacılarla iletişimini ve dayanışmasını geliştirdikten sonra atılacak adım, bu denkleme politika yapıcıları da eklemek olmalı. DWI proje koordinatörleri ve topluluk araştırmacılarının 2024 yılında Avrupa Parlamentosunda organize ettikleri “(Un)Artificial Intelligence: Workers Behind the Machine” konferansını bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilmiş olumlu bir faaliyet olarak değerlendirebiliriz.
Tüm bunlara ek olarak, yapay zekânın üretiminde, işletiminde ve bakımında görev alan farklı iş kolları arasındaki iletişimi ve dayanışmayı geliştirmenin yollarını düşünmemiz gerekiyor. Bu sistemin içerisinde mühendisi de var, içerik moderatörü de; veri merkezlerinin temizliğinden sorumlu personeli de var, sunucu donanımları için gerekli mineralleri çıkaran maden işçisi de.
Ufak kazanımların bile uzun süren mücadeleler sonucunda alındığı bir dönemdeyiz. Büyük çapta bir etki yaratmanın zaman alacağının farkında olmakta fayda var. DWI projesinin etik bir yapay zekâ geliştirebilmek adına önemli bir adım olduğunu düşünüyorum, ama önümüzde uzun bir yol olduğu da aşikâr.
