Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu, Ocak-Mayıs 2025 tarihleri arasında yürüttüğü dört aylık çalışma sonucunda 923 sayfalık bir rapor yayımladı. 13 oturum, 119 uzman, 48 bilgi notu, üç saha ziyareti ve bir ulusal zirve... Raporun Türkiye'de yapay zekâ (YZ) alanında bugüne dek hazırlanmış en kapsamlı kamusal belge olduğu rahatlıkla ifade edilebilir.

Rapor kapsamında Türkiye'nin YZ ekosistemi sistematik bir biçimde değerlendirilmiş ve dağınık durumdaki kamu projeleri, teşvik mekanizmaları ve akademik altyapı tek bir belgede bir araya getirilmiş. Sağlık, tarım, adalet, eğitim ve finans gibi alanlardaki YZ uygulamalarına dair bölümler, hem uluslararası örnekleri hem Türkiye'deki mevcut durumu gerçekçi biçimde aktarıyor. Özellikle KVKK'nın YZ çağı için yetersizliği ve GPU bağımlılığının yarattığı kırılganlık gibi tespitler gayet yerli yerinde.

100 öneriden oluşan öneri tablosu ise kısa, orta ve uzun vadeli ayrımıyla politika yapıcılara somut bir yol haritası sunuyor.

Bunların yanı sıra rapor, eğlenceli denebilecek bir atfı da içerisinde barındırıyor: TBMM'yi yapay zekâyı düzenlemeye çağıran önerge metninin gerekçesi, başına düşülen bir notla da ifade edildiği üzere, bizzat ChatGPT tarafından yazılmış. YZ'yı düzenlemek için kurulan komisyonun raporu, YZ tarafından kaleme alınmış bir önergeyle açılıyor.

İlk kritik eksik: Yapay Süper Zekâ

Raporun kavramsal çerçevesi doğru kurulmuş. Dar YZ, Genel YZ (AGI) ve Süper YZ (ASI) üçlüsü net biçimde tanımlanmış ve risk tablosunda süper zekânın risk düzeyi açıkça "Yüksek - varoluşsal risk" olarak işaretlenmiş. Raporda Nick Bostrom'un Superintelligence kitabına dipnot düşülmüş. Çalışmalar kapsamında düzenlenen ulusal zirvede sunum yapan bir akademisyen, "makine tanrı" senaryosundan söz etmiş, Leopold Aschenbrenner'in "zekâ patlaması" tezine atıfta bulunuş.

Yani rapor ASI'yı görüyor, oluşturabileceği risklerin de biraz farkında. Meselenin adını da koyuyor ama...

Ama orada duruyor.

Rapor kapsamında sunulan 100 önerinin hiçbirinde AGI veya ASI'ın bahsi geçmiyor. "Kontrol problemi" nedir, Türkiye bu süreçte nasıl konumlanmalı, uluslararası AGI güvenlik çalışmalarına nasıl dahil olunabilir... Bunlara dair tek bir cümle yok. Varoluşsal risk tabloya girebilmiş ama politika zeminine inememiş.

Özünde bu bir ihmal değil, yapısal bir tercih gibi görünüyor. Rapor, YZ'yı esas olarak bir verimlilik ve rekabet meselesi olarak çerçeveliyor. Süper YZ ise verimlilik gündeminin dışında. Böyle olunca ulusal güvenlik stratejisiyle bağlantısı da kurulamıyor. Sonuç olarak elimizde varoluşsal riski tanıyan ama onu bir politika çıktısına bağlayamayan bir belge var.

Bu sırada Türkiye'nin İHA ve otonom sistem ihracatçısı olarak küresel silahlanma dinamiklerine hali hazırda dahil olduğu düşünüldüğünde AGI dönemine hazırlanmıyor olmak salt bir politika tercihi olmasa gerek.

İkinci Büyük Boşluk: Silahlanma

Raporda savunma sanayisinde özellikle ASELSAN, HAVELSAN, TUSAŞ ve Baykar'ın adımları YZ alanındaki kazanımların somut örnekleri olarak sunuluyor.

Silahlanmanın genel olarak ele alınış biçiminde ciddi bir sorun var. Soruna yalnızca raporun sonundaki muhalefet şerhleri kısmında rastlıyoruz. CHP şerhinde silahlanma konusuna ayrı bir başlık açılarak "Yaşam hakkının korunması, orantılılık ilkesi, ayrım gözetme yükümlülüğü ve hesap verebilirlik gibi temel ilkelerin, algoritmik karar mekanizmaları karşısında nasıl güvence altına alınacağı meselesi Komisyon Raporu’nda tartışılmamıştır" denmiş. Biyoteknoloji ile YZ'nın kesişiminin biyolojik silah risklerini artırabileceği de dile getirilmiş.

Yine benzer şekilde DEM Parti şerhinde de bu konuya ayrı bir başlık açılmış. Gazze örneği üzerinden Amazon, Google ve Microsoft'un bulut ve YZ altyapılarının operasyonlarda nasıl kullanıldığı aktarılmış.

Ana metinse savunma sanayisindeki kullanımları baştan sona bir kazanım anlatısı içinde sunmuş gibi görünüyor. Silahlanmanın etik, hukuki ve stratejik boyutlarına, Türkiye'nin ihraç ettiği otonom sistemlerin hangi çatışmalarda nasıl kullanıldığına, uluslararası hukuk tartışmalarında Türkiye'nin konumuna, AGI çağında otonom silahlanmanın yaratabileceği kaçınılmaz risklere girilmemiş.

Bu siyasi bir tercih elbette. Savunma sanayisine dair hassasiyetler nedeniyle bu mesele komisyonun yetki alanının dışında tutulmuş olabilir. Ama eğer bu raporla gerçekten Türkiye'nin yapay zeka politikasına yön vermek isteniyorsa, silahlanma konusunda bırakılan bu boşluk giderek daha maliyetli hale gelecek. İçerisinde yaşadığımız coğrafyadaki çatışma ve silahlanma dinamikleri, yapay zekanın jeopolitik üzerindeki etkisini çok net bir biçimde izleyicisine sunuyor.

Sonuç olarak...

Bu bahsettiğim iki büyük boşluk rastlantısal değil. Her ikisi de ortak bir örüntüyü yansıtıyor: Rapor, YZ'yı Türkiye'nin küresel rekabetteki konumunu iyileştirme perspektifinden okuyor. Bu perspektiften bakıldığında süper YZ soyut bir tehdit, savunma sanayisindeki adımlar ise somut birer fırsat.

Öte yandan teknoloji hızlandıkça bu iki boşluk birbirine yaklaşıyor. Otonom sistemlerin karar alma hızı insanın tepki süresinin çok ötesine geçtiğinde "insan denetimi zorunlu olsun" ilkesi pratik anlamını yitiriyor. Süper YZ geliştirme yarışı ile otonom silahlanma yarışı birbirini besleyen süreçler olarak karşımıza çıkıyor. İkisini sadece ıskalayan değil ayrı raflarda tutan politika belgeleri dahi kısa sürede gerçekliğin gerisinde kalıyor.

Rapor TBMM'nin YZ meselesini ne denli ciddiye aldığını büyük bir netlikle gösteriyor. Yapılan çalışmanın önemini küçümsemek haksızlık olur. Ancak rapor kapsamında hangi soruların sorulmadığı da en az sorulan sorular kadar anlamlı.

Türkiye YZ alanında "takip eden değil, yön veren" bir ülke olmak istiyorsa varoluşsal riskleri tabloya yazmakla yetinmemeli, silahlanma yarışının varacağı noktayı doğru okuyabilmeli ve tüm bunları politika gündemine taşıyacak kadar cesur olabilmeli.

Bağlantı kopyalandı!