2016 yılında piyasaya çıkan ve bizi bir dönem sokaklarda elimizde telefonla Pikaçu peşinden koşturan Pokemon Go oyununun yapımcısı Niantic, oyuncularından edindiği 30 milyondan fazla şehir içi görüntü ve konum verisi ile eğittiği Görsel Konumlandırma Sistemini (VPS) hizmete sundu. GPS teknolojisinin düzgün çalışmadığı bölgelerde kullanılmak üzere bir alternatif olarak sunulan VPS, çevredeki yapıların fotoğraflarını analiz ederek kullanıcının konumunu birkaç santimetrelik bir hassasiyetle tespit edebiliyor. Coco Robotics isimli robotik şirketiyle anlaşmaya varan Niantic, şirketin teslimat robotlarına VPS hizmeti sağlayacak. 1000 robotluk filosuyla ABD’de ve Finlandiya’da faaliyet gösteren Coco Robotics’in CEO’su Zach Rash, gökdelenlerin, alt geçitlerin ve otobanların yoğunlukta olduğu kentleşmiş alanlarda GPS’in robotların ihtiyaç duyduğu hassasiyette çalışmadığını, bu yüzden VPS gibi kentleşmenin yoğun olduğu alanlarda daha isabetli çalışan alternatiflere ihtiyaç duyduklarını belirtiyor.
Platform kapitalizminde bedava emek sömürüsü
İlk bakışta geçtiğimiz yıllarda ivme kazanan robotik sektöründe yeni bir soluk gibi görünen anlaşma, aslında platform kapitalizminde kullanıcı emeği sömürüsünün ne kadar normalleştiğini gösteriyor. İtalyan teorisyen Tiziana Terranova, özgürce ve bedava sağlanan emeğin geç dönem kapitalizme içkin bir emek arzusu olduğunu söyler. Platform ekonomisi de bu emeğe göbekten bağlıdır. Kullanıcılar, platformu kullanırken oluşturdukları içerikler, kurdukları sosyal ağlar ve ürettikleri davranışsal veriler aracılığıyla bir değer üretirler. Platform, bu değere el koyup bu değer üzerinden çeşitli yöntemlerle (reklamverenlere kişiselleştirilmiş reklam alanı satmak, pazar içgörüsü edinmek, kullanıcı verilerini üçüncü parti şirketlere satmak veya bu verileri kullanarak yapay zekâ modelleri eğitmek, gibi) maddi kâr elde eder. Pokemon GO örneğinde gördüğümüz dinamik de böyle: Oyuncular, oyunu oynarken kullandıkları rotalarla ve oyun-içi eşya kazanmalarını sağlayan “AR Haritalama Görevleriyle” (AR Mapping Tasks) türlü veri üretiyorlar. Bu verileri işleyip özel mülkü hâline getiren Niantic, başta akıllı şehir endüstrisi olmak üzere muhtelif endüstri branşları için altın değerinde olan bu veriler üzerinden ciddi bir kâr elde ediyor.
Şirket, sözkonusu VPS sistemini oyuncuların AR Haritalama Görevleri için ürettikleri verileri kullanarak geliştirmiş. Oyunculara düzenli olarak verilen bu görevlerde, oyunculardan telefonlarını kullanarak çeşitli kamusal alanları (parklar, kafeler, lokal dükkanlar, heykeller, gibi) taramaları bekleniyor. Niantic, iyi bir taramanın aşağıdaki kriterleri sağlaması gerektiğini söylüyor:
- Tarama 20-30 saniye sürmeli
- Eğer mümkünse, kullanıcı taranacak alanın etrafında tam bir tur atmalı ve alanı 360° taramalı (mümkün değilse 180° de tarayabilir)
- Taramalar çeşitli çevresel koşullarda gerçekleştirilmeli (örneğin günün farklı saatlerinde, farklı hava koşullarında, gibi)
Niantic, bu görevlerden oyunculara sunduğu bir “fırsat” olarak bahsediyor, çünkü bu görevleri yapan oyuncular karşılık olarak oyun-içi eşya kazanıyorlar. Teknoloji şirketlerinin kullanmayı sevdiği ve sıkça karşımıza çıkan bu “karşılıklılık” söylemi, dijital emek sömürüsünü görünmez kılmayı amaçlıyor. Çünkü oyun içinde kullanılan sanal eşyalar, oyuna ücretsiz erişim hakkı, ve hatta oyuncunun oyundan aldığı haz, oyuncu emeğinin karşılığı olarak lanse ediliyor. Diğer yandan şirket, bu kolektif emekten yüksek meblağlarda maddi gelir elde ediyor. Üstüne üstlük oyunculara emekleri karşılığı verilen bu sanal ücretler, oyuncuların oyunda daha fazla vakit geçirmelerini sağlıyor ve bu sayede şirketin oyuncular üzerinden elde ettiği kâr da artıyor.

Dijital çağda kolektif emek gücü
Niantic’in oyuncuları üzerinden topladığı bu devasa veri seti, bize dijital çağda kolektif emeğin gücünü de gösteriyor. Çünkü oyuncuların topladığı veriler, dünyanın türlü yerinden çeşitli kamusal alanların taramalarını içeriyor. Her bir alanın bir sürü farklı oyuncu tarafından günün farklı saatlerinde, farklı noktalardan ve farklı mevsimlerde tarandığını da hesaba katacak olursak, böyle bir veri setini ücretli çalışanlar aracılığıyla toplamaya çalışmak hem çok zaman alırdı, hem de ciddi bir servete mal olurdu. Yerel verilerle derlenen bu kentsel veri tabanı, ortak bir mülk olarak değerlendirilebilseydi verinin toplandığı bölgelerdeki yaşam koşullarını iyileştirmek için kullanılabilirdi.
Öyleyse bizim, bu dijital gücün potansiyelinin farkına varmamız ve bu gücün ürettiği değeri nasıl demokratikleştirebileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Kolektif bir şekilde oluşturulan ortak zenginliklere herhangi bir şirketin el koymasını önleyecek sistemler talep etmemiz gerekiyor. Bu doğrultuda aşılması gereken önemli bir engel, dijital emekçinin emeğine yabancılaşması. Kullanıcılar kendi ürettikleri veriye sahip değiller ve bu veri üzerinde herhangi bir söz hakları da yok. Ürettikleri verinin nerede, nasıl ve ne gibi emeller için kullanıldığından bihaberler, mesela bir oyuncu Pokemon GO oynarken robotların yön bulmasını sağlayacak bir konumlandırma sistemini eğittiğini bilmiyor. Platform ekonomisine demokratik ve adil bir alternatif üretebilmek için kullanıcının platformla olan ilişkisine dair düşünme biçiminin de değişmesi gerekiyor.
Alternatif bir model olarak platform kooperatifleri
Platform kooperatifleri, şirketleşmiş platformlara karşı pratik bir alternatif olarak ön plana çıkıyor. Toplumu merkezine alan, eşitliği ve katılımı ön plana çıkarmayı amaçlayan kooperatif modeli, verinin çok-boyutlu, bağlam temelli değerine uygun bir yapı sunuyor. Trebor Scholz’un gig ekonomisine adil bir alternatif olarak sunduğu platform kooperatiflerinin amacı, tekelleşmiş aracı şirketlerin (Uber, Airbnb, gibi) kullandıkları teknolojileri ve pratikleri, demokratik değerleri ön plana çıkaracak şekilde yeniden inşa etmek. Örnek olarak, Uber, Lyft gibi ulaşım ve teslimat hizmeti sağlayan büyük şirketlere alternatif olarak kurulan, sürücülerin de paydaşı olduğu yerel ulaşım kooperatiflerini gösterebiliriz.
Peki benzer bir stratejiyi Pokemon GO’ya uygularsak ne olur? Oyuncuları kamusal alanları kullanmaya, diğer oyuncularla tanışıp birlikte oynamaya ve sivil katılıma teşvik eden açık kaynak bir oyun hayal edebiliriz. Dahası, veri işleme süreci hakkında şeffaf olan bu oyunda toplanan veriler müşterek mülk kabul edilir ve oyuncu ürettiği veri üzerinde söz sahibi olur. Oyunumuz, global bir sansasyon olan Pokemon GO ile yarış(a)maz, tamamiyle yerel bir oyundur. Hatta oyunumuza sivil katılımı arttırmak isteyen yerel yönetimler de ortak paydaş olabilir, böylelikle eğer oyundan elde edilecek maddi bir gelir olursa bu gelirin bir kısmı kamu bütçesine döner, aynı zamanda oyundan toplanan veriler vatandaşın da yönetişiminde söz sahibi olduğu yerel bir zenginlik olarak kullanılır.
Kooperatif modelinin mevcut sisteme karşı sürdürülebilir bir alternatif oluşturması için önünde ciddi engeller var. Finansal zorluklar, altyapı yetersizliği, teknik ve yasal bilgi eksikliği, tekelleşmiş şirketlerle yarışmanın zorluğu ve şablon bir kooperatif örneğinin bulunmaması bu engellerden yalnızca birkaçı. Benzer şekilde, hayal ettiğimiz bu oyunu pratiğe geçirmeye çalışırsak bazı engellerle karşılaşmamız kaçınılmaz. Örneğin, hayali oyunumuzun başarılı olması için insanların oyunu eğlenceli bulması ve oynaması lazım. Tüm bu engellere rağmen demokratik değerleri ön plana çıkaran pratik alternatifler bulmamız, tecrübelerimizi, hatalarımızı, başarılarımızı paylaşmamız ve denemeye devam etmemiz gerekiyor.