Hindistan, New Delhi'de 16-20 Şubat 2026 tarihleri arasında India AI Impact Summit adıyla büyük bir yapay zekâ zirvesi düzenledi. Zirve, küresel güneyin yapay zekâ yönetişiminde söz sahibi olma iddiasıyla yola çıktı. 80'den fazla ülkeden katılımcı bir araya geldi, ABD ve Çin gibi teknoloji devleri masadaydı. Ancak zirvenin ardından ortaya çıkan sonuç, beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. Türkiye'nin bu zirvede nasıl bir rol oynadığına, hatta orada olup olmadığına dair net bilgiye ulaşmak ise oldukça zor.

Türkiye masada mıydı?

Hindistan hükümeti zirve öncesinde 80'den fazla ülkenin davet edildiğini açıkladı. Zirveye katılan ülkelerin detaylı listesi kamuoyuyla henüz paylaşılmadı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın veya Milli Teknoloji ve Yapay Zeka Genel Müdürlüğü'nün bu zirveye katılım konusunda yaptığı herhangi bir açıklama yok.

Bu belirsizlik, Türkiye'nin yapay zekâ diplomasisindeki konumuna dair önemli sorular ortaya çıkarıyor. Türkiye katıldı mı, katılmadı mı? Katıldıysa hangi seviyede temsil edildi? Katılmadıysa neden? Bu sorulara net yanıtlar alamıyoruz.

Bazı gazeteci ve araştırmacıların zirveye ilişkin paylaşımlarında Türkiye'nin katılımcılar arasında olup olmadığına dair de bir çıkarım yapamıyoruz. Resmi bir paylaşım, bildiride imza, somut bir konuşma metni veya katılım yorumlarını içeren bir açıklama yok. Bu durum, Türkiye'nin küresel yapay zekâ yönetişim süreçlerindeki görünürlüğü ve stratejik netliği konusunda ciddi bir şeffaflık açığına işaret ediyor.

Zirve neyi hedefliyordu?

Hindistan, bu zirveyi "küresel güneyin sesi" olarak konumlandırmaya çalıştı. Hedef, yapay zekânın küresel yönetişiminde gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını savunmak, Batı merkezli düzenlemelere alternatif bir çerçeve sunmaktı. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, açılış konuşmasında "AI for All" (Herkes için Yapay Zekâ) vizyonundan bahsetti. Ancak zirvenin sonuç bildirisi bu iddialı başlangıca denk düşmedi.

Tech Policy Press'te yayınlanan analize göre, zirve sonunda ortaya çıkan bildiri bağlayıcılıktan uzak, belirsiz ifadelerle dolu bir metin oldu. Yapay zekâ güvenliği, etik standartlar ve hesap verebilirlik gibi kritik konularda somut adımlar atılmadı. Çoğu gözlemci, zirvenin retorikten öteye gidemediği konusunda hemfikir.

Kimin sesi duyuldu, kimin duymadık?

Zirvede ABD ve Çin gibi büyük teknoloji güçleri masadaydı. Ancak sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin ve bağımsız teknoloji etik uzmanlarının temsili oldukça sınırlıydı. Zirve, büyük ölçüde devlet temsilcilerinin ve teknoloji şirketlerinin ağırlıkta olduğu bir yapıda şekillendi.

Bu yapı, yapay zekâ yönetişiminin demokratikleşmesi konusunda ciddi bir soruna işaret ediyor. Yapay zekâ teknolojilerinden etkilenen toplulukların sesi bu masalarda yeterince temsil edilmiyor. Küresel güneyin çıkarlarını savunduğunu iddia eden bir zirvenin, sivil toplumu dışlayan bir formatla ilerlemesi çelişkili.

Neden bu kadar önemli?

Yapay zekânın küresel yönetişimi, önümüzdeki on yılın en kritik politika alanlarından biri olacak. AB, AI Act ile düzenleyici bir çerçeve koydu. ABD, kendi ulusal güvenlik öncelikleriyle hareket ediyor. Çin ise yapay zekâyı devlet kontrolü altında geliştirme stratejisi izliyor.

Bu büyük aktörlerin belirleyeceği kurallar, Türkiye gibi orta ölçekli ekonomileri doğrudan etkileyecek. Yapay zekâ teknolojilerinin ithalatı, yerli geliştirme kapasitesi, veri egemenliği, algoritmik hesap verebilirlik ve etik standartlar konusunda Türkiye'nin net bir duruşa ihtiyacı var. Ancak bu tür zirvelerden sonra "Türkiye orada mıydı, ne söyledi, hangi tarafta durdu?" sorularına yanıt veremiyorsak, stratejik bir boşluktan bahsediyoruz demektir.

Masada olmak yetmez, hangi değerleri savunuyoruz?


Türkiye'nin uluslararası yapay zekâ platformlarındaki katılımına dair kamuoyunun bilgilendirilmemesi, demokratik hesap verebilirlik açısından sorunlu. Hangi kurum katılım kararı aldı? Hangi seviyede temsil edildik? Masada hangi pozisyonu savunduk? Vatandaşlar olarak bu bilgilere erişemiyoruz.

Bu karanlık alan, yalnızca bir halkla ilişkiler sorunu değil. Yapay zekâ politikalarının toplumsal meşruiyeti, şeffaflıkla doğrudan ilişkili. Eğer Türkiye küresel yapay zekâ tartışmalarında bir konum alıyorsa, bu konumun toplumla paylaşılması, tartışılması ve denetlenmesi gerekiyor.

Türkiye, yapay zekâ alanında ulusal bir strateji belgesi yayınladı. TÜBİTAK ve çeşitli bakanlıklar yapay zekâ projelerine kaynak ayırıyor. Ancak uluslararası yönetişim süreçlerindeki konumumuz muğlak kalıyor. Bu muğlaklık, gelecekte Türkiye'nin yapay zekâ teknolojilerini nasıl kullanacağı, hangi etik standartları benimseyeceği ve hangi düzenleyici çerçeveye tabi olacağı konusunda belirsizlik yaratıyor.

Küresel yapay zekâ diplomasisi hızla şekilleniyor. Bu süreçte masada olmak yeterli değil. Masada ne söylediğimizin, hangi değerleri savunduğumuzun ve nasıl bir gelecek önerdiğimizin de bilinmesi gerekiyor. Aksi takdirde, yapay zekâ yönetişimi tartışmalarında sessiz kalmış veya başkalarının belirlediği kurallara tabi olmuş bir konumda bulabiliriz kendimizi.

Türkiye'nin bu süreçlerdeki rolünün şeffaf, hesap verebilir ve toplum katılımlı bir şekilde belirlenmesi, yapay zekânın ülkemizde adil, güvenli ve toplumsal fayda odaklı gelişmesi için kritik.

Bağlantı kopyalandı!